27

DOĞU EKSPRESİ İLE KARS GÜNLÜĞÜ

Not: Özet bilgileri sayfanın en altında bulabilirsiniz.

Her şey bir reddedişle başlamıştı ve Konya gezisinden sonra “hamdım, pişmeye gidiyorum” diyerek yola koyulma zamanıydı. Zira yanmaya daha vardı. Yollara düşmeliydim. Yaşadığım her şey beni Yol’a biraz daha hazırlıyordu. Kısa süre önce gezgin Didem Mollaoğlu’nun katıldığım söyleşisinde kullandığı Buddha’nın “Sonu mutluluğa varan bir yol yoktur. Yol mutluluğun kendisidir” sözü tam da ihtiyaç duyduğum ışıktı. Yola çıkmak bile yetecekti bana..

Uzun zamandır deneyimlemek istediğim Doğu Ekspresi yolculuğunu gerçekleştirerek “Beyaz Diyar” Kars’a gitmek güzel bir başlangıç olacaktı. Planlamasını yaptığım esnada eski dostum Fırat’ın da gitmek istediğini öğrenince birlikte gitmeye karar verdik. Son yıllarda ki yüksek popülaritesi sebebiyle, seyahat tarihinden bir ay önce satışa çıkarılan biletlerin çok kısa sürede tükenmesi önümüzdeki tek zorluktu. Neyse ki Fırat 9 Ocak tarihine biletleri bulmuş ve almıştı.

Hazırlıklar…

Öncelikle alışık olmadığımız kış koşullarına hazırlık yapmamız gerekiyordu. İnternette girdiğimiz forumlarda sıcaklığın -30 lara düştüğü ve ona göre kıyafetler alınması gerektiği yazılıyordu hep. Ee tabi bir de Muğlalı olup, kışın bile deniz kenarlarında şortla dolaşmaya alışık tipler olunca haliyle kıyafet konusunu nerdeyse sıfırdan ayarlamamız gerekiyordu. Bütçe de sınırlı olunca Bostanlı Pazarı en doğru adresti bu konuda. Bostanlı Pazarı müdavimi arkadaşım Banu rehberliğinde, sırf alışveriş için çevre illerden bile özel turlar düzenlenen bu meşhur pazara ilk defa ayak bastım. Listemde olan Kars koşullarına uygun mont, polarlı pantolon, termal içlikler, termal çoraplar, eldiven gibi temel eşyaları ekonomik bir şekilde de temin edebilmiştim böylece.

Geri sayıma geçmiştik ve Yasemin, Tülay ve Duygu’nun da bilet bulup “biz de geliyoruz” demeleriyle keyifli bir grup kendiliğinden oluşuvermişti. Ankara’da İpek’in katılımıyla da ekip tamamlanacaktı.

Yolculuk heyecanı…

Bizi efsanevi Doğu Ekspresi’ne götürecek uçağımız sabah 8.30’da kalkacaktı. Saatler yaklaştıkça heyecanım daha da artıyor ve zaman nazlanarak yavaş çekim ilerlerken, adeta saliseleri tek tek kovalıyordum gözümün önünden. Aynı zamanın, bir gün sonra inadıma dört nala koşacağını da biliyordum. Saliseleri kovalamaktan yorgun düşüp, kendimi otuz defa alarmını kurduğum cep telefonumun insafına bırakarak sabaha karşı uykuya dalmışım.

Neyse ki korkulan olmadı ve diğer 29 alarma ihtiyaç kalmadan, ilk alarmda fırladım yattığım yerden. Son kontrolleri de yapıp, çantalarımı yüklenip “acaba bir şey unuttum mu?” sorusuyla kendimi dışarı attığım anda “freedom” kokan havayı içime çekmemle kanatlanıp uçmaya başlamıştım bile, yolun vadettiği mutlulukla.

Nihayet Ankara’daydık ve trenin kalkış saatine kadar epeyce zaman vardı önümüzde. Doğduğum ve altı yıllık üniversite hayatımı geçirdiğim Ankara’yı pek sevmesem bile özlediğimi fark ettim.  DTCF’nin önünden geçerken anılar geçit törenine başlamıştı bile.. İlk önce öğrenciliğim döneminde hemen her gün gittiğim Yüksel caddesine gitmeliydim. Nasıl olsa yol arkadaşlarım, rehberliği gönüllü olarak bana bırakmıştı. Yüksel, aynı Yükseldi, pek değişen bir şey yoktu, Eylül Bazaar bile yerinde duruyordu.

Ankara ile özlem giderdikten sonra 24 saatlik tren yolculuğumuz için şarap, ekmek, su ve sigara gibi temel ihtiyaçlarımızı da alıp gara geçtik. Normalde eski gardan kalkması gereken trenimizin, gardaki tadilat dolayısıyla Kırıkkale Irmak istasyonundan kalkacağını öğrendik ve kalkış noktasına transfer edilmek üzere TCDD’nin servis otobüsüne bindik ..

Doğu Ekspresi ile Buluşma

Ankara-Kırıkkale-Kayseri-Sivas-Erzincan-Erzurum-KARS
En sevdiğim tabela

Yaklaşık bir saatlik otobüs yolculuğundan sonra trenimize bineceğimiz Irmak İstasyonu’ndaydık. Çoğunluğunu öğrenci gençlerin oluşturduğu yolcuların bir an önce kompartımanlarına yerleşip, efsane ekspres ile ilk fotoğraflarını çekme telaşları, Irmak istasyonunu şenlendirmişti bile. En başından bakıldığında sonu görülemeyecek uzunluktaki emektar Doğu ekspresi de kollarını açmış, kucaklamaya hazır bekliyordu bu güzel kalabalığı.

Biletlerin üzerindeki numaralarla, vagonlardaki numaraların farklı olmasından dolayı, doğru yerlerini bulana kadar herkes ikişer üçer defa yer değiştirdikten sonra yerleşme sorunu çözüme kavuşmuştu. Sırada aşağı inip “Doğu Ekspresi” tabelasıyla fotoğraf çekilme ritüelini yerine getirmek vardı. Ve son düdüklerin ardından yavaşça harekete geçmişti lokomotif, Ankara-Kırıkkale-Kayseri-Sivas-Erzincan-Erzurum üzerinden Kars’a doğru 1933km, 24 saat sürecek yolculuk için, arkasındaki yüzlerce sıcak yüreği taşıyan sayısız vagonu çekerek…

Doğu Ekspresi gençliği:)

Doğu Ekspresi’ni Tanıyalım

Vagonlar iki kişilik yataklı (96TL), dört kişilik örtülü kuşetli (61TL) ve pulman (46TL koltuklu) şeklindeydi. Ayrıca bir tane de yemek vagonu bulunmakta. Yemek vagonunda iki yıl öncesine kadar alkol servisi de varken, artık yokmuş. Ama yanınızda getireceğiniz şarabınızı ya da rakınızı, kompartımanınızda keyfinize göre yaratacağınız ambiyansta yudumlayabilirsiniz. Yemek vagonunda fiyatlar makul, lezzet ise standardın biraz altı denebilir.

Her vagonun başında ve sonunda olmak üzere ikişer adet tuvalet bulunmakta. Dört ve iki kişilik yataklı vagonlarda temiz çarşaf, yastık ve pike dağıtılmakta. Çok yüksek konfor beklentisine girmediğiniz takdirde de rahat edebileceğiniz şekilde düzenlenmiş herşey. Kompartımanlarda ki ısı ayar düğmesiyle sıcaklığı ayarlama şansınız var. Çabuk üşüyen biri olarak ben bile bütün seyahati t-shirtle geçirdim. Sıcaklık o derece yani😊

Kimi mumlarla, kimi renkli led ışıklarla, kimi disko toplarıyla süslenmiş kompartımanlardan dışarıya sızan yol şarkıları “Doğu Ekspresi Orkestrası”na hayat veriyordu. Hele yan kompartımanda kalan İrem’in ukulelesi ve sesi efsaneydi. Gecenin geç saatlerine kadar devam eden muhabbet yavaş yavaş yerini uyku sessizliğine bıraktı.

Bu üç dört saatlik uyku, trenin gürültüsüne ve yatakların küçüklüğüne rağmen en rahat ve huzurlu uykularımdan biriydi. Sabah kahvaltısını erkenden yemekli vagonda aldık. Kahvaltı standart kahvaltıydı ve fiyat yine herhangi bir yerdeki standart fiyattı. Yani kahvaltı için yanınıza ekstra birşeyler almanıza gerek yok.

Doğu Ekspresi kompartımanları:)
Bir Doğu Ekspresi klasiği sarkmasam olmazdı:)

Yol üstündeki istasyonlarda inen yolculardan sonra yoğunluk biraz daha hafiflemişti. Yapacağımız delilikleri daha rahat yapabilirdik. Özellikle Agatha Christie’nin Doğu Ekspresi’nde Cinayet kitabından esinlenip çekmeye çalıştığımız kısa filmlerin ardından sanırım Doğu Ekspresi bizi hiç unutmayacak👻😊

Erzurum’a gelmeden cağ kebabı siparişini verip Erzurum’da yemek, Doğu Ekspresi’nin bir klasiği haline gelmiş. Trendeki görevlilere siparişinizi verebilirsiniz. Biz de öyle yaptık. Ancak siparişlerin dağıtımının uzun sürmesinden dolayı bir miktar soğumuş olan cağ kebapları bizi birazcık hayal kırıklığına uğrattı. Yani aslında yemeseniz de olur. Çünkü trende muhteşem cağ kebabı yemeye çalışmak cağ kebabının hakkını yemekten öteye geçmeyecek. O da eksik kalıversin. Zira Kars’ta acısını fazlasıyla çıkarabileceğiniz imkanlar var😉

Yolculuğun sonuna doğru…

Kars’a yaklaştıkça Beyaz Diyar’a kavuşacak olmanın heyecanının yanı sıra, çok güzel dostlukların temellerinin atıldığı, unutulmaz, çılgın ve efsanevi yolculuğumuzun sona erecek olmasının burukluğunu da aynı anda hissediyorduk. Didem’in tavsiye ettiği taksici kardeşimiz Sedat’la yoldayken telefonla konuşmuş ve ertesi gün bize eşlik etmesi için anlaşmıştık. Kars’a geldiğimizde de garda bizi karşılayacak ve otelimize bırakacaktı.

Ve nihayet bir saatlik bir gecikmeyle Kars’a ulaştık. Eşyalarımızı alıp trenimizle vedalaştık ve garın buzlu zeminine ayak bastığımız anda gezinin ikinci etabı da başlamış oldu…

Doğunun En Batılı Şehri KARS…

İlk önce otele gidip odalara yerleşecek ve sahip olduğumuz kısa zamana sığdırabildiğimiz kadar etkinliği sığdırmak için bir an önce kendimizi dışarı atacaktık. Kars Kalesi, Çıldır, Ani Harabeleri, kiliseler, camiler ve görebildiğimiz her yeri görmek istiyorduk. Kaybedecek zaman yoktu.

Asıl rezervasyonumuz Konak Hotel’de olmasına rağmen, yaşanan karışıklık sebebiyle Kafkas Otel’ine yönlendirilmiştik. Öncelikle belirtmeliyim ki Kars’ta hemen hemen hiçbir otelde üşüme riskiniz yok, çünkü kalorifer sürekli son performans yanmakta. Ancak onun dışında özellikle temizlik ve hijyen yönünden beklentimizin altında kalmıştı otel. Yine de keyfimizi hiçbir şey kaçıramazdı, sonuçta bir gece kalıp, ertesi gün Konak Hotel’e yerleşecektik nasılsa.

Otel görevlisine akşam yemeği için gidilebilecek yerleri sorduğumda her yerde tavsiye edilen Kaz evi, Kılıçoğlu ve Hanımeli restoranlarını söyledi. Buralar zaten gezi planlamamızda olan yerlerdi ve daha başka bir yer var mı diye sorunca “Pushkin Restoran” dedi. Daha da başka bir şey söylemesine gerek yoktu. On gün kadar olmuş açılalı, henüz çok yeniymiş ve bu sebeple tereddütle ismini verdi Pushkin’in. Ama benim için tereddüde yer yoktu. Kars’ta Pushkin restoran olacak ve ben gitmeyeceğim, mümkün değildi.

Kars Sokaklarındaki İlk Adımlarımız

Lobide buluşup http://www.karspushkinrestaurant.com/ ‘a gitmek üzere otelden çıktığımızda soğuğa rağmen ferah ve temiz bir hava karşıladı bizi. Isınmak için bu kadar yakıt tüketimine rağmen şehirde hiç yakıt kokusu ve duman olmayışının sebebi ise 12 yıldır kullanılan doğal gazmış. Türkiye’nin en batısı gelişmişlik endeksinde hep referans kabul edilir, oysa ki güzel Muğla’ma doğal gaz henüz geçtiğimiz yıl, o da kısmen verilmeye başlandı.

Bembeyaz karla kaplı yollarda Pushkin’e doğru ilerlerken, gözüme çarpan ilk şey 1878-1918 arasında Kars’ın Rusların elinde olduğu dönemde, şehir planlaması ve mimari anlamda Ruslar’ın pek çok yatırım yaptığıydı. O dönemde Ruslar, Kars’ta epey kalıcı olacaklarını düşünerek Hollanda’dan getirtilen mimarlara şehri yeniden inşa ettirmişler ve bugün bile Kars’ın “doğudaki en batılı şehir” ünvanını kazanmasına ciddi katkı sağlamışlar.

Sağlı sollu Rus mimarisinin güzel örneklerinin donattığı, karla kaplı caddelerde yürümek bir masal şehrinde dolaşıyormuş hissi veriyordu. Tek sıkıntı -9 derece soğukta kaldırımlarda ki buzlanmış alanlarda kayma riskiydi. Kuru veya karlı alanlara basmak en güvenli yürüme şekli.

Kısa ve keyifli ilk yürüyüşümüzün sonunda Pushkin Restoran’a ulaştık. Ve dışardan görünüşü bile doğru tercih yaptığımızı söylüyordu bize. Yine bir Rus yapımı olan bina 1894’te kemertaşlarla inşa edilmiş ve önce askeri amaçla, ardından da revir olarak kullanılmış. Cumhuriyet yıllarında gazoz fabrikası ve ev olarak kullanılan bina atıl durumdayken restoran haline getirilmiş.

Pushkin ve Kars

Bu arada Pushkin-Kars ilişkisini merak edenler için – ki ben merak etmiştim😊- kısaca açıklayayım: Rus edebiyatının büyük yazarlarından Pushkin, ülkesinde monarşi karşıtı harekete katılınca seyahat etmesi engellenmiş. O da seyahat edebilmek için 1828-29 yılları arasındaki Osmanlı-Rus Savaşı döneminde orduya katılmış (aslında burası tam olarak net değil) ve Rus ordusuyla Moskova’dan Erzurum’a kadar gelmiş ve bu seyahatini anlattığı “Erzurum Yolculuğu” kitabını da kaleme almış.

Kitabında sadece gittiği yerleri yazmamış, önemli çıkarımlarda da bulunarak, doğunun masallarda anlatıldığı gibi olmadığını, İstanbul ve doğu arasındaki çelişkili farklılığı ve doğunun yoksulluk ve cehalet ile geri kalmışlığını da anlatmış. İşte bu seyahatinde Pushkin baba, lll. Murat tarafından yaptırılmış, bugün tadilatta olan Mazlum Ağa hamamında yıkanmış😊.

Tabi ki Pushkin’in Kars’ta bıraktığı ya da Kars’ın Pushkin’de bıraktığı izler hamam sefasıyla sınırlı değildir tahminimce😊. Bunun için Erzurum Yolculuğu kitabını alıp okumak en azından benim için farz oldu. (Not: Kitabı okudum. Kars’ı çok detaylı anlatmamakla birlikte yukarıda bahsettiğim analizlerini görebilirsiniz. Dönemi yansıtan güzel bir gezi hikayesi.)

Pushkin Restoran

Ortada yanan kuzine sobanın ısıttığı tarihi binaya girdiğimizde, kat kat kalın kıyafetlerin içinde obez bir görüntü veren ekibimiz sıcak ve samimi bir şekilde karşılandık. Sobaya yakın bir yere konumlandıktan sonra şef garson Adnan kardeşin tavsiyeleri doğrultusunda kendimizi yerel lezzetlere bırakmaya hazırdık artık. Pushkin çorba, hangel, erişte pilavı, kaz mantı, ev yoğurdu, salata ve kaşar, çeçil ve tulumdan oluşan peynir tabağı damağımızı şenlendirip, midelerimize bayram yaşatan ilk yöresel tatlardı. Yemek gurusu değilim ama yolunuz düşerse tavsiye ederim😊

Kars Kalesi’nden gece Kars manzarası..

Gece Kars Kalesi

Gece yarısına doğru restorandan çıkıp biraz yürüyüş iyi gelecekti -13’e düşmüş soğukta. Zaten Kars Kalesi’ne çıkıp gece fotoğrafı çekme planım vardı ve kaleye doğru yürümeye başladık. Kaleye çıkan yokuşun başına geldiğimizde yanımıza birkaç sokak köpeği geldi. Çok yılışmadan kendilerini sevdirdiler ve aralarından biri, sanki bizi koruma görevi üstlenmişçesine bize eşlik etmeye başlamıştı.

Bu arada ekibin yarısını soğuk ve yorgunluktan otele geri göndermiş, üç kişi devam ediyorduk. Birazdan iki arkadaşım daha ayrılacak ve Kars Kalesi’nde gece yarısı tek başıma manzaranın keyfini çıkartıp, Kars’ın gece görünüşünü fotoğraflayacaktım. Giderseniz güvenlikten endişe etmeden, gece bembeyaz bir örtünün altında adeta uykuya dalmış bir prensese dönüşen Kars’ı, kaleden mutlaka görmelisiniz. Ancak lütfen buz tutmuş sokaklarda, özellikle kalenin içinde ve surlarda çok dikkatli olun. Yüksekten kayıp düşme riski çok fazla!

-16’ya düşen soğukta bir instagram hikayesi çekmek için telefonumu çıkardığımda bataryam %42’de idi. Ancak daha hikayeyi yayınlayamadan aniden şarjım bitti ve telefonum kapandı. İşte önceden bahsedilen soğukta batarya sorunuyla yüzleşmiştim bile. Uzaktan gelen köpek ulumaları eşliğinde, boş caddelerde salınarak gece ikiye doğru otele döndüm ve ısınıp ertesi güne dinlenebilmek için istirahat zamanıydı artık.

İlk gün programı: Ani ve Çıldır…

Sabah 9’da aslan heykelinin önünde Sedat’la buluşacak ve Ani, Çıldır Gölü, Şeytan Kalesi ve vakit kalırsa Malakan Köyü’ne gidecektik. Ama öncesinde sıkı bir kahvaltıyla yoğun geçecek günün temellerini sağlam atmalıydık. Önceden belirlediğim mekanlardan Kılıçoğlu kahvaltı için gideceğimiz adresti. Yine tarihi bir mekan ve özenle hazırlanmış bir sofra bizi bekliyordu. Bana kalırsa Ege’nin dillere destan kahvaltılarından pek bir üstün yanı olmamakla birlikte bal ve kaymağın çok güzel olduğunu belirtmeliyim. Sonuçta kahvaltı için önerebileceğim bir mekan Kılıçoğlu.

Kahvaltının ardından saat tam 9’da aslan heykelinin önündeydik ve Sedat kardeşimiz de amcasının kullanacağı ikinci araçla bizi bekliyordu. Günün ilk ziyaretini Ani Harabeleri’ne gerçekleştirmek üzere kar lastikleri takılı aracımızla yola koyulduk. Sedat’ın ulaşımımızı sağlamak dışında, gittiğimiz ve gideceğimiz yerlerle ilgili verdiği bilgiler, güler yüzü ve hoş sohbeti doğru kişiyle yola çıktığımızı hissettirdi ve kendi adıma Kars’ta güzel bir dost kazandığımı söyleyebilirim.

Ani antik kenti..
Ani kızı

Kars ve Ani Tarihine Kısa Bir Bakış

Güne başlamadan Kars ve Ani tarihinden de kısaca bahsetmek isterim. Tarihi M.Ö.5000 yıllarına dayanan ve o dönemden beri ismi “Kapı” anlamına gelen Kars, sert iklim ve coğrafi koşulları yetmiyormuş gibi bir de sürekli savaş, işgal ve talanlarla da baş etmek zorunda kalmış. Urartular’dan itibaren pek çok kavim ve imparatorluk için Kars hep bir cazibe merkezi ya da Anadolu’ya açılan kapı olarak görülmüş.

M.Ö. 1.yüzyılda ise kurulan Ermeni Krallığı  Kapadokya’dan Lübnan’a kadar uzanan şaşaalı bir krallığa dönüşmüş ve ardından sırasıyla Roma, Pers, Emevi ve Abbasi egemenliğine girmiş. 10. ve 11.yüzyıllarda bölgede yeniden kurulan Ermeni hakimiyeti ise bölgeye altın çağını yaşatmış. Bu dönemde binbir kiliseli, güzelliği dillere destan Ani inşaa edilmiş ve başkent Kars’tan Ani’ye taşınmış.

Göç ve ticaret yollarının üstünde bulunan bölgenin huzuru da daim olmamış ve krallık Bizans tarafından yıkılmış. Sonrasında Selçuklu Devleti ve farklı Gürcü, Kürt ve Moğol beyliklerinin egemenliği altına giren Ani, 1319 da ki yıkıcı depremin ve ardından gelen Timur istilası ile ciddi oranda tahrip olmuş ve 1535’teki Osmanlı-İran savaşında tamamen terkedildikten sonra yavaş yavaş günümüzdeki “harabe” sıfatını almış. Ancak bugün bile, ilk baktığınızda bir zamanlar kadim bir medeniyete ev sahipliği yaptığı anlaşılan talihsiz Ani, 2016 yılında UNESCO tarafından dünya mirası olarak tescillenmiş.

Ani’ye doğru…

Karlı ovanın ortasından geçen düz yolda ilerlerken Sedat aniden arabayı kenara çekip “bakın, bakın” deyince önce korktuk ama hemen ilerimizdeki bize şaşkın ve ürkek bakışlarla bakan tilkiyi gördüğümüzde biz daha fazla şaşırmıştık bu güzel sürprize. Şaşkınlığımı atıp da kameramı çıkarana kadar beyaz tilki uzaklaşmıştı bile. Üç dört defa daha gördük yörenin beyaz tilkilerini, hatta bir tanesi fare avlamak için zıplamıştı biz durduğumuzda ama ne zaman elime kamerayı alsam herhalde silah diye düşünerek kaçıyorlardı. Ben de hafızama kaydettim bu nadide canlının güzelliğini.

Ani’ye yaklaşırken Sedat bu sefer Ermenistan’da ki Aragat Dağı’nı gösterdi ve onun paralelinde bulutların arasında zirvesine güneş vurmuş Ağrı (Ararat) Dağı’nı işaret ederek kardeş dağ olduklarını söyledi ve bu iki kardeş dağa selam çakarak yola devam ettik.

Ani…

Ve nihayet 45km lik mesafenin sonunda Ani Harabeleri’ne ulaştığımızda iki saat sonra buluşmak üzere kapıdan girişimizi yaptık. İçerideki Arpaçay Nehri Vadisi’ne tepeden bakıp mağaraları görünce kendimi Rohan süvarilerinin diyarında hissettim ve bir an beşinci günün şafağında gelecek olan Gandalf, Rohirrimle çıkıverecekmiş gibi geldi karşıki tepeden. Yedi kapısı ve surların içindeki pek çok kilisenin yanı sıra Anadolu’daki ilk cami olan Ebu’l Manucehr Camii’ne de ev sahipliği yapıyor Ani. Zamanında yüz bin kişinin yaşadığı Ani’nin geçmiş ihtişamlı günlerini düşünüp, bugün “harabe” haline baktığımda “Ani, Ani ahh Ani” diyerek Çıldır istikametine çevirdik rotayı.

Çıldır öncesi Malakan (Molokan) köyü ve Şeytan Kalesi de yolumuzun üstü sayılırdı. Ancak gittiğimiz köyde Kars’ı kaşar ve gravier peynirle tanıştıran bu güzide halkın artık burada yaşamadığını görmek üzücüydü. Şeytan Kalesi’ni ise belli bir mesafeyi epeyce yürümek zorunda olduğumuz ve aşırı ayaz ve soğuğun bu yürüyüşü ızdıraba çevirebilme ihtimalinden dolayı uzaktan görmeyi tercih ettik. Sanırım bahar ve yaz ayları Şeytan Kalesi için daha uygun zamanlar.

Bu arada çay içilebilecek bir yer olmadığı için bir benzinlikte durduk ve çalışanlardan rica ettiğimizde bizi memnuniyetle misafir ettiler. Hayatımda ilk defa kıtlama şekerle çay deneyimini de böylece yaşamış oldum.

Şeytan Kalesi

Şeytan Kalesi

Çıldır Gölü’ne 15 kilometre uzaklıkta, Karaçay Vadisi’ndeki sarp kayalıklar üzerine Urartular tarafından inşa edildiği düşünülen Şeytan Kalesi’nin diğer adı “İblis Hisarı”dır.

Araba ile Yıldırımtepe köyünün biraz ilerisine kadar gidilebilmekte. Yolun kalanını dik uçurum kenarlarındaki dar patikada süzülerek almanız gerekiyor. Bir buçuk, iki kilometrelik yürüyüşün sonunda ise hayret ve hayranlıkla izleyeceğiniz insan yapımı bu muhteşem yapının manzarası büyük ödülünüz olacak. Çıldır gölü ziyareti yapacağınız gün iki saatinizi ayırdığınıza kesinlikle değecek güzellikte.

Çıldır Gölü

Çıldır Gölü’nde atlı kızağın yanı sıra moto kızak da sürebiliyorsunuz.
Gölün ortasındaki bayrağımızı selamlamadan dönemezdim.
Buz tutan Çıldır Gölü’nün üstünde çıldırmak serbest:)
Çıldır Gölü panoramik görüntüsü.

Çıldır yolunda açlık, soğuk ve yorgunluk üstümüze çökmeye başlamıştı. Ama ödülümüzü “Atalay’ın Yeri‘nde” alacağımızı da biliyorduk. Birçok ünlünün de uğrak yeri olan Atalay’ın Yeri Çıldır Gölü’nün tam kenarında, sarı balığı ile meşhur ve atlı kızaklara binebileceğiniz bir yer. Arabadan indiğimizde 1959 metre yükseklikteki gölün soğuğu parmaklarımı kesip, burnumu düşürecek gibiydi. Hemen kendimizi mis gibi sobanın yandığı sıcacık mekana attık. Salaş ama temiz bir yer ve çalışanlar kalabalığa rağmen gayet ilgili ve güler yüzlüydüler. Kalabalık olmasına rağmen yer bulabildik ve hemen siparişlerimizi verdik. Çıldır Gölü’nün meşhur Sarı Balıkları o kadar lezzetliydi ki, hem avcı, hem yiyici olarak deniz balıklarına düşkün olan ben, ilk sıraya bu tatlı su balığını koyabilirim.

Atlı kızak şampiyonu Tekin Akçay ve atları.

Sırada kızak faslı vardı tabi ki. Dışarı çıktığımda Çıldır Gölü’nün çılgın ve bir o kadar da neşeli ve güler yüzlü kızakçıları olan Tekin Akçay abiyle ve Tuncay kardeşimizle tanıştım ve kendi söyledikleri türküler eşliğinde buzun üstünde halay çekmeyle başlayan muhabbetimiz, kızak ve fotoğrafla sona ererken, Ali-Fırat ikilisinin eğlenceli saçmalamalarına tanık oldu Çıldır😊. Sanırım Çıldır’da çıldırmak doğal bir sonuçtu😊

Kaz eti bahane, Kaz evi şahane

Otele gelip kısa bir molanın ardından akşam yemeğinde kaz yemek için Kars Kaz Evi’ne gitmek üzere yeniden dışarı çıktık. Kaz Evi’ne vardığımızda önceden rezervasyon yaptırmamız gerektiğini üzülerek öğrendik. Bizden önce gelmiş ve dışarıda bekleyen kalabalık bir grup daha vardı ve akşam 21’de başlayacak Kafkas dansları gösterisi sebebiyle de bir hayli yoğundu. Yine de buraya kadar gelmişken Kaz Evi’nde kaz yemeden gidemezdim ve pes etmeye hiç niyetim yoktu. Restoran müdiresi olduğunu tahmin ettiğim hanımefendi çok kararlı olduğumuzu görüp, eğer yer ayarlayamazsa gözlerimizden akacak yaşların hazırda beklediğini anlayınca gülerek bir saat sonra gelmemizi ve yer ayarlamaya çalışacağını söyledi. Hoplaya zıplaya çıktık mekandan.

Bu bir saati de hemen yanındaki otantik “İpek Yolu Cafe’de” menengiç kahvesi içerek geçirdik. Bu arada cafeye girmeden önce garson arkadaşlardan birinin harika Kafkas dansı şovunu izleyip, tempo tutarak girdim içeri. Kahve düşkünlerine önerebileceğim bir mekan.

Kazevi Restoran’da Kafkas dansları gösterisi.

Bir saat tam dolmadan Kaz Evi’ne geçtiğimizde müdire hanım müjdeli haberi verdi ve üstelik de sahnenin önünde bir masa ayarladığını söyledi. Hemen fix menü kaz eti siparişlerimizi verip, sabırsızlıkla beklemeye başladık kaz etini ve gösteriyi. O kadar mutluydum ki kaz eti değil, kaz ayağı yesem yine güzel gelirdi bana. Ama sanırım gerçekten güzeldi kaz eti😊. Bir saat süren dans gösterisi ise içimden her an bir Kafkas çıkartıp, beni “dünyAli”den “KafkasAli”ye dönüştürecek coşkudaydı.

Gecenin sonunda bir baktık Kars caddelerinde karda düşe kalka yuvarlanıyoruz. Sakın alkolden sanmayın, çünkü alkol yoktu ve şerbet içtik biz de. Belki şerbet yapmıştır bilemiyorum. Ama şunu biliyorum, Kars’ta insanlar cadde ortasında yuvarlansanız bile kötü bakmıyorlar. Belki de bizim gibi kar görmemişlerin görünce sapıtmalarına alışmışlardır😊.

VEDA

Ve maalesef son günün sabahına uyanmıştık. Kars Kalesi, civardaki kilise ve camileri de ziyaret ettikten sonra bu serhat kentine veda edip, havalimanına gidip rüyadan uyanacaktık istemeye istemeye. Bu kadar kısa sürede yapılabilecek hemen herşeyi yapmış, üstelik çok da eğlenmiştik. Ama başta Sarıkamış olmak üzere görülecek pek çok yer vardı Kars’ta. Hem görmediğim yerleri görmek, hem de yakından tanımayı çok arzu ettiğim Malakanlar’ın (Molokan) izini sürmek için yola çıkacağım bu sefer yola. Sonraki başlık sanırım şimdiden belli: Malakanlar’ın İzinde!

Hoşçakalın, sevgiyle kalın…

Not: Malakanlarla ilgili yazımı aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz!

http://bidunyali.com/malakanlar-utopyanin-insanlari/


Özet Bilgiler:

Bilet temini: 

Biletler 30 gün öncesinden satışa çıkmakta! Koltuklu, 4 kişilik örtülü kuşetli ve iki kişilik yataklı seçenekleri mevcut. Yataklı seçeneklerinden birini almanızı öneririm.

https://ebilet.tcddtasimacilik.gov.tr/view/eybis/tnmGenel/tcddWebContent.jsf

Konaklama: 

Oteller genelde şehir merkezinde ve oda kalitesi ve fiyat olarak birbirine yakınlar.

Restoranlar:

Etkinlik olan restoranlar için önceden rezervasyon yaptırmanızda fayda var.

  • Hanımeli Restoran: Aşıklar atışmasını izleyebilirsiniz
  • Kazevi Restoran:      Kaz eti yiyebilir ve Kafkas dansları gösterisini izleyebilirsiniz.
  • Pushkin Restoran:   Sadece adının “Pushkin” olması bile yeter:) Yemekleri ve servisi de çok kaliteli. http://www.karspushkinrestaurant.com/
  • Atalay’ın Yeri ( Çıldır Gölü): Buz tutan gölde kızak keyfinden sonra sıcacık sobanın yanında sarı balığınızın tadını çıkarmaya bakın.
Ulaşım:
  • Şehir için: her yere yürüyerek gidebilirsiniz. Ani ve Çıldır’a tüm gün ayırmanız gerektiği ve aralarında epey mesafe olduğu için taksi ile anlaşmak en mantıklı ve güvenli yöntem. Araç kiralamanızı önermem çünkü karlı ve buzlu yolda riske girmeyin.
  • Sarıkamış: Her sabah 8’de kalkan Doğu Ekspresi ile Sarıkamış’a gidebilirsiniz. 

Fotoğraf Galerisi için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız..

http://bidunyali.com/dogu-ekspresi-kars-foto-galeri/

bidünyAli

Ali IRGAT

Facebook Comments

Show Comments

No Responses Yet

Leave a Reply

Scroll Up